.

.

 

A. Ali Ural çeşitli yerlerde açılan yazarlık atölyelerinde ve Burç FM'deki programında meraklılarına yazarlığın sırlarını anlatıyor. Anlattıklarını da yazdığı kitaplarla, çıkarttığı dergilerle, Türkiye Yazarlar Birliği çatısı altında gösterdiği faaliyetlerle örnekliyor. Ural, yazar olmak için önce iyi bir okur olmak gerektiğinin de altını çiziyor.

Şairsiniz; öyküler, düzyazılar, denemeler kaleme alıyor, gazetede köşe yazıları yazıyorsunuz. Bir yandan da edebiyatın yürüyebileceği mecralar açmak için dergiler çıkarıyorsunuz. Üç dönemdir TYB İstanbul şube başkanlığı yapıyorsunuz. Çevrenizde kümelenmiş gençler var, onlara yazı yazmanın inceliklerini anlatıyorsunuz. Bunca çaba ne için?

Yaz güneşi altında "Sermayesi eriyen adama yardım edin!"diye bağırarak buz satan adamın hikâyesini bilir misiniz? Bu sözü duyan bir bilge, tükenen ömrünü düşünüp yığılmış yere. Kelimeler yerini bulunca insan da yerini buluyor. Ona düşen ayağa kalkmak, yürümek ve koşmak. Yığıldığı yerde kalmak değil. Bir gölgelenmeden ibaretse de dünya hayatı, bu süreyi gölgede şekerleme yaparak geçiremeyiz. Kıyamet koparken elimizdeki fidanı dikmek, yani donanımlarımız ölçüsünde sorumluluklarımızı yerine getirmek zorundayız. Ben edebiyatı bir fantezi olarak görmüyorum. Yazar olsun ya da olmasın herkesin edebiyata ihtiyacı var. Çünkü hem anlamaya, hem anlatmaya ihtiyacı var. Yüce Allah Hz. Âdem'e isimleri öğreteli kim bilir kaç bin yıl geçti. Bu kadar zamandan sonra işaretlerle mi anlaşacağız! Hem dil yalnız anlaşmaya yaramıyor ki. Düşüncenin elleri o. Medeniyetin temeli. Bilginin penceresi. " Öyle şiirler vardır ki hikmettir. Öyle sözler vardır ki büyüler," diyen bir Peygamber neye dikkat çekmek istiyor acaba? Her devinimin arkasındaki sözün gücüne mi? Bu yüzden mi " Bir âyet bile olsa benden bir şeyler ulaştırın!" diyor?

Bunca etkinliğin bileşke noktasında bulunuyor olmak sanatta / şiirde derinleşmeyi olumsuz etkiliyor mu?

Şiir ya da genel bir ifadeyle sanat, hayattan kopuk bir eylem değildir. Derinlik tam da bileşke noktalarındadır hayatın. Şiir manzara seyredilerek yazılmaz. Şiir yazayım diye masaya oturulup yazılmaz şiir. O bir süreç içinde oluşur, kömür ve petrol yatakları gibi. Vakti geldiğinde yalnızlıkların, kırgınlıkların, kızgınlıkların, özlemlerin ve aşkların oluşturduğu bir iç basınçla gün yüzüne çıkar ve şairin maharetine göre damıtılıp işlenir. Bütün sanatların bir öz olarak hayatın katmanları arasında çıkarılmayı beklediğini söyleyebiliriz. Bütün mesele resimde görünmeyeni fark etmeye çalışmak. Bu da tefekkürle, görme temrinleriyle ve her şeyden önce sezgiyle elde edilebilecek bir şey. Batı'dan gelen bir şair hastalığı bohem hayat. Bakın Peygamber'in şairlerine. Köşelerine çekilip şiir mi yazıyorlar yalnız? Abdullah bin Revâha, Hassan bin Sâbit, Ka'b bin Mâlik…

Günümüz edebiyatının gerçek edebiyat mecraına girmesi için çaba gösteren biri olarak amaçladığınız şey ne kadar gerçekleşiyor?

Hacca giden karıncayla iyi anlaşıyoruz. Sonuçları düşünerek hareket etmiyoruz çünkü. Gücümüz aczimizi bilmemizden kaynaklanıyor. Merkez Efendi gibi her şeyin merkezinde olduğunu bilmek güzel. Mecrasından çıkmış gibi görünen bir şeyin daha geniş bir açıyla baktığımızda tam da mecrasında olduğunu görebiliriz belki. Bazen en dipten yükselir insan su yüzüne bir topuk darbesiyle.

Edebiyatımızın gidişatı nasıl sizce?

İktidar kavgaları ve kamplaşmalar yalnız siyasi hayatını değil, edebî hayatını da tehdit ediyor bu ülkenin. Dünyanın neresine giderseniz gidin, farklı düşüncelere sahip olsalar da o ülkenin edebiyatçıları ortak bir değeri temsil ederler ki o değer ulusal edebiyattır. Zira edebiyatın evrenselliği milli oluşundan geçer. Arjantinli ünlü hikâyeci Borges, "Ben ayda yaşayan bir adamın hikâyesini yazacak olsam, bu bir Arjantin hikâyesi olur." demiş. Bizim pek çok yazarımız İstanbul'da geçen hikâyelerini bile bir Türk hikâyesi yapmayı başaramıyorlar. Fakat yine de tebessüm etmeliyiz. Çünkü derinden derine, ülkesine âşık, güçlü bir edebiyat kuşağı geliyor.

Çevremizde 'ünlü bir yazar' olmak isteyen arkadaşlarımız var. Tanınmış bir yazar olarak size soralım, nasıl 'ünlü bir yazar' olunur?

Ün beğeninin peşinden de gelebilir, aykırılığın peşinden de. Araplar "Muhalefet et ki tanınasın!" derler. Bizim büyüklerimiz de "Şöhret âfettir." demişler. Şiirimizin sultanlarından Şeyh Gâlib'in şu ifadesine bayılırım ben, "Elimdeki kalem her zaman şöyle der: Halkın beğenisi benim için felakettir." Ben ünlü bir yazar olmak isteyen genç kardeşlerimize "ün"ü değil "yazmayı" hedeflemelerini salık veririm. Yoksa cin olmadan adam çarpmaya, Dostoyevski olmadan "Ecinniler"i yazmaya kalkarlar. Aynaya bakmaktan masaya oturacak vakti bulamazlar. Derin bir okuma sürecini yaşamadan, yazmanın büyülü sularına atarlar kendilerini ve boğulurlar. Edebiyat dünyası geniş bir edebiyat mezarlığını da kapsar. Genç ölüler yatar bu mezarlarda.

'Ünlü bir okur' olmak isteyen pek çıkmıyor, neden böyle bu?

Çünkü okumak yazmak kadar fiyakalı görünmüyor. Okurların elleri çenesine dayalı fotoğrafları olmuyor çünkü. Aslında esas olan yazmak değil okumaktır. Yazmak esas olsaydı Kur'an'ın ilk emri "Oku!" değil "Yaz!" olurdu. Okumak esas, yazmak tâlidir. Zira yazmak okuma temelinde yükselebilecek bir binadır. Hem biliyor musunuz her kitap iki kişi tarafından yazılır: Yazar ve okur. Çünkü okur kitaba kendi imgelem dünyasını ve birikimlerini katarak kitabı bir anlamda yeniden yazmış olur. Emerson'un "Kitabı iyi yapan okuyucudur." sözünü bu bağlamda değerlendirebiliriz.

Kendinde yazar olma potansiyeli olmayanlar bir meslek olarak okur'luğu seçebilir mi?

"Meslek" kelimesine "tutulan yol" anlamı verirsek neden olmasın! Burada bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim. Okumak ve okur gibi yapmak aynı şeyler değildir. Yalnız yazmak değil, okumak da bir çalışmayı gerektirir.

Okurlukla yazarlık arasında nasıl bir ilgi var?

İlgi kelimesi zayıf kalıyor. Bunlar aynı bütünün parçaları.

Yazarlık nereden başlıyor?

Okumaktan başlıyor.

İnsan doğuştan yetenekleriyle mi yazar / şair oluyor yoksa çalışarak bu melekeler elde edilebilir mi?

İnsan doğar doğmaz ayağa kalkıp koşan bir tay değildir. Bedensel melekeleri de ruhsal melekeleri de zaman içerisinde olgunlaşır. Genetik faktörleri tamamen dışlamak mümkün olmasa da var olanın hayatiyet kazanması ya da körelmesi, biraz da hayat koşulları, çevre, eğitim ve çalışmaya bağlıdır.

Yazar kimdir sorusunun cevabı ne sizde?

Gerçek bir yazar, gerçek bir büyücüdür, illüzyonist değil.

Siz hem şiirlerinizle hem de yazılarınızla tanınıyorsunuz? Günlük gazete yazıları öyküler… Bu ikisini aynı anda yapmak yani eşit kıratlarda şair / yazar olmak mümkün müdür? Yoksa biri diğerinin yedeği midir?

Eşit kıratlarda ya da birbirine çok yakın kıratlarda şair/yazar olmak mümkündür elbette. Edgar Allan Poe, hem çok iyi bir şair hem de çok iyi bir hikâyecidir mesela. Ahmet Haşim hem Türk şiirinin hem de Türk nesrinin zirvesindedir. Doğrusunu isterseniz, şiirimle nesrimin at başı koştuğunu düşünürüm ben. Şiirin burun farkıyla biraz önde olduğunu bilir, Baudelaire'in, "Şair ol, nesirde bile!" sözüne hak veririm. Valiz şiirimin son mısrasının "En üste koy şiirlerimi" olduğunu da hatırlatayım burada.

Radyo programı var bir de. Burç FM'de yazarlığın sırları'nı anlatıyorsunuz. Nasıl gidiyor?

İstanbul'daki yazı ve şiir atölyelerimize katılma imkânı bulamayanlar için bir imkân olduğunu düşünüyorum Burç FM'deki programın. Her hafta bir yazardan söz ettiğimiz bu program, yazılarının ve şiirlerinin eleştirilmesine tahammül edebilen genç yazarların çalışmalarıyla zenginleşiyor. Her cumartesi gecesi iki saat boyunca canlı yayına telefonla ya da msn aracılığıyla bağlanıp yazma ve okumayla ilgili sorularını ve sorunlarını dile getirme imkânı buluyorlar. Biz de elimizden geldiğince birikimlerimizi paylaşarak bereketlendirmeye çalışıyoruz edebiyat soframızı.

Son kitabınızda 'Güneşimin önünden çekil' diyorsunuz. Hikâyeyi biliyoruz, ama siz o hikâye aracılığıyla bir mesaj vermek istiyorsunuz sanırım. Bu hitapta güneş kim/ne, önünden çekilmesi gereken kim?

Kitaba ismini veren "Güneşimin önünden çekil!" cümlesi Diyojen'in Büyük İskender'e söylediği bir söz olsa da, hemen hemen kitaptaki bütün karakterler tavırlarıyla bu sözü söylüyorlar. "Güneşimin önünden çekil!" demek hakikati perdeleyenlere "Penceremizi kapamayın!" demektir. Bunu demek yürek ister, bedel ister çünkü. Nitekim yalnız Diyojen değil, Arşimet ve Attar da farklı cümlelerle "Güneşimin önünden çekil!" diyebildikleri için öldürülmüşlerdir. Bu kitapta Doğu'dan ve Batı'dan onlarca portre var; hakikati arayan onurlu adamların sıra dışı bir üslupla kaleme alınmış öyküleri bunlar. Yaşadığımız sığ hayata gönderilen derinlik davetiyeleri…

Şiir ve nesir alanlarında Ali Ural okurlarına hangi kitapların müjdesini vereceksiniz?

"Mutfakta ne var?" diyorsunuz. Mevlâna'nın romanını yazacağımı vaat etmiştim biliyorsunuz. İki senesi var. Şiir alanında ise poetika eksenli bir kitap çıkacak inşallah 2008'in sonlarına doğru: "Bengal Kaplanları ve Çeçe Sinekleri."

Önemli olan neyi yazmayacağını bilmektir.

Yazmakla ilgili bizlere önerileriniz var mı?

Olmaz mı! Hemen yazmayı bıraksınlar ve okumaya başlasınlar. Okuyacakları kitapları en az yiyecekleri yemeğe gösterdikleri özenle seçsinler. Dahası her kitabı en az iki kere okusunlar. İlkinde haz alarak okumalarında bir mahzur yok, ikincisinde satır satır, paragraf paragraf masaya yatırsınlar eseri, dili, kurguyu, üslubu ve karakterleri incelesinler. İşkenceye dönse de bu okuma, sabretsinler. Notlar alarak içselleştirsinler okuduklarını.

Yazar ne yazar, ne yazmalıdır?

Bir yazarın bilmesi gereken ne yazacağı değil, ne yazmayacağıdır, ne yazmayacağını bildiğinde belirir ne yazacağı. "Ne"likten kastım konu değil. At sahibine göre kişner de konu yazarına göre muhteva kazanıp şekillenmez mi? Robert Frost, "Ormanda yürürken karşıma iki yol çıktı, ben az yürünmüş olanını seçtim," diyor bir şiirinde. Yani bir yol yürünecek ama o yolun nerelerden geçeceği götüreceği yer kadar önemli. Sunum şekli özü kaybetmemek kaydıyla sunulanı gerçek değerine ulaştırıyor çünkü.

Zaman Gazetesi, Gençlik Eki, 2 Mart 2008              

  • aliural@hotmail.com

  • Alemdar Mh. Alayköşkü Cd. No:2-4 K:4 Cağaloğlu/ Fatih/ İSTANBUL

    0212 528 23 57

    0212 528 25 89